5 Şubat 2009 Perşembe

Küçük Moskova’ da yada Gazze’ de Çocuk Olmak

Küçük Moskova’yı bilir misiniz? Ankara’ da yaşayanlar bilir. 1970 – 1981 Solun kurtarılmış bölgesi olarak tanınırdı. Çocukluğum ve gençliğim Tuzluçayır Mahallesinde diğer bir deyişle Küçük Moskova’da geçti ve geçmeye de devam ediyor. Ne zaman solcular ile sağcılar arasında bir çatışma çıksa; Polis ve Jandarma güçleri devrimcilerin evlerine baskın yapar didik didik arardı. Evimize yapılan on baskından sonrasını saymadım.

Gecekondu mahallesinde yaşam komşularla birlikteliği ve dayanışmayı beraberinde getirirdi. Komşular arasında paylaşılan ekmekler, kömürler ve polisten ve jandarmadan kaçan yaralı gençleri kömürlükte, çatı katında saklanırdı. Çatı katını dolduran el ilanları, dergiler, sobada yanıp giden Selda’nın, Cem Karaca’nın plakları. Mahalle ağırlıklı olarak % 80 Sivaslı geriye kalanları Gümüşhane, Erzincan ve Kırıkkale/Keskin ( şimdilerde il olan ) illerinden kopup gelmiş insanlardan oluşurdu.

Her gün bir çatışma, her gün bir gözaltına alınma. Babam bugün de eve sağ dönecek mi? Korkusu yaşardık. 8 - 9 yaşlarında bir çocuğum. O günkü gözlemlerim ve yaşadıklarımla bu gün Gazze’ de yaşayan çocuklarla neredeyse bire bir örtüşüyor. Belki bizim üstümüze bomba-lar atılmıyordu. Ama Mamak/Samsun yolu sağcıların bölgesi ve sağcılar tarafından otomatik silahlardan çıkan mermiler, balkonumuzu delik deşik ederdi. Akşam olunca lambaları söndürür. Kuşun yağmurundan korunmak için evin salonunda yere yatmamızı isteyen babamızın bağırması, annemin çığlığı, bizi daha o yaşlarda biçimlendirdi. Yemeklerimizi her gün yer sofrasında yerdik. Şeytan kurşunları bizi bulmasın diye.

O dönem Kovboy - Kızılderili filmleri revaçtaydı. Tek kanal TRT olduğu için her Pazar sa-bahları bu filmleri seyrederdik. Kızılderililerden nefret ediyorduk. Kovboyların hepsi kahra-man diğerleri ise düşmandı. Bizi daha o yaşlarda ABD yanlısı politikalara eğilmemizi ve bilinçaltımıza yerleştiren bir TRT vardı. (Şimdi de değişen bir şey yok) Yakınımızda olan ağabeylerimiz, ablalarımız gözaltında işkenceden geçirilirdi. Doktor tutanaklarıyla Ankara Numune Hastanesinin penceresinden düşme, çarşafla intihar süsü verilerek kendilerini temize çıkardıklarını duyardık. Şimdi vicdanlarını nasıl temizleyecekler. Onları kaybetmeye başladıkça bizlerin Kızılderili, güvenlik güçlerinin de birer kovboy olduğunu; bunların birer kanlı oyuna dönüştüğüne şahitlik etmeye başladık.

Gazze’ de yaşan çocukların anneleri, babaları, kardeşleri ölüyor. En yakınındakileri tek tek kaybediyorlar. Dünyanın gözleri önünde yok olan insanlar. Komşuluk birlikteliği ve dayanışmayı beraberinde getirir. Bizler yüzyıllardır komşuyuz bu topraklarda, komşuları barıştırmak görevimiz değil mi? Bu kanlı oyunu kim durduracak?

Barut kokularının ve yanan araç lastiklerinin; sokaklara kurulan barikatlarlın arasından evimize giderdik kardeşimle. Abidinpaşa ve Mamak arasında kalan Küçük Moskova’da dağıtılan bildiriler, yırtılmış bez afişler. Protesto gösterileri.

Gazze’ de yaşan çocukların yaşama hakkı ellerinden alınırken; oyuncakları sapan ve taşa dönüşürken; hâlâ kin tohumları yine serpilmeye devam ediyor o küçük dünyalara.

1978-79 olmalı Tuzluçayır İlkokulunun etrafında çatışma olduğunu duyduk koşarak okuluma gittim. Maskeli gençler beyaz bir Renault aracı ters devirmişler, ateşe vermişlerdi. İçinden mermiler patlıyordu. Sivil polislerin sürünerek arabadan çıkmaları sersemlemiş şekilde sağa sola yerde yatarken ateş ediyorlardı. Kızılderililer posta aracını devirmişler, meşaleye dönen oklarını posta aracına atıyorlardı. Gazze’ de yaşan çocukların ellerinde taşlarla tankları, panzerleri taşlıyor. Panzerden üzerlerine atılan kurşunlardan ölenleri ve yaralanmışları sürüklenerek kaçırıyorlar ayakta kalanlar.

Ayakta kalanlar, ertesi gün Tuzluçayır Lisesini tank ve panzerler çevirmişti. Polis ve Jandarma anons yapıyor. ‘‘Teslim olun! Silahları bırakın! Devlete karşı gelmeyin! Son kez uyarıyoruz teslim olun!’’ tam bu sırada Tuzluçayır Lisesinden iki el silah sesi geldi. Siviller kaçıştı. Çatışma alevlendi. Panzerin ağzı ateş kusuyordu. Fazla sürmedi okuldan sarkan kana bulanmış beyaz bir gömlek sarkıyordu. Teslim bayrağı kana bulanmıştı. Okulun duvarları balkonumuzun duvarları gibi delik deşik olmuştu. Yıllarca o kurşun delikleri kapanmadı. O kurşun yuvaları yıllarca Serçelere ve Kırlangıçlara yuva oldu. Kimler görecek Kalbimizdeki kapanmayan kurşun yuvasını…

Gazze’ de yuvalar dağılmış insanlar sığınacak yer arıyor. Hamas mı? El Fetih mi? Mervan Barguti mi? Sorular artıkça dağılma devam edecek.

Küçük Moskova’ da yine yuvalar dağılıyor. Kentsel dönüşüm gençleri ve çocukları da dönüş-türüyor. Küçük Moskova küçüldükçe küçüldü. Ve her şey büyüdü. O küçük çocukların kültürü iki taş ve baruta sığındı. Benim elimde şiirler ve birde yarısı tükenmiş kurşun kalem…


Özcan ÖZTÜRK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder